İçeriğe geç

Bizim dünyamızda, herkes muhatabını “zat-ı âliniz” sözüyle taltif ederdi; bir teklifte bulunacaksa “lütfedin” derdi. Bir büyük karşısında, tek kişi söz konusu ise, “bendeniz” ve “halâyıkınız”; birkaç kişiden bahsedilecekse “bendegân” ve “köleleriniz” denmeden söze girilmezdi. O gün herkes, dediği, ettiği ve ortaya koyduğu her şeyde gayet içten ve ince bir tavır sergiler, hep edeple oturur-kalkardı. Bu nezaket, o toplumda tabiat ve ahlâk hâline gelmişti. Bu nazik ifade ve üslûp düşünülmeden ortaya konurdu ve milli terbiyemizin gereğiydi. Bu üslûpta bir zorlanma, bir inkıta ve bir riya olmazdı.

Bugün de insanlığın o terbiye sistemine, o edebe ve o nezakete ihtiyacı var. ب۪ی اَدَبْ مَحْرُومْ بَاشَدْ اَزْ لُطْفِ رَبْ“Edepten mahrum olan Allah’ın lütfundan da mahrum olur.” kaidesine mâsadak olmuş beşer öyle bir edebe muhtaç. Alabildiğine kabalaşmış, olabildiğine hoyratlaşmış, –çok affedersiniz– “lan, hişt, hey, moruk…” demekten utanmayan yırtık ağızlara edep öğretme, onları güzel konuşma usûlü ve uygun hitap üslûbuyla tanıştırma çok önemlidir. Bazıları “sayın, bey, efendi” gibi ifadelerin samimiyeti bozduğunu düşünürler. Şahsen ben bu düşünceye katılmıyorum; bu bir üslûp meselesidir ve bizim güzel üslûbumuz her zaman korunmalıdır.

63