İçeriğe geç

Ayrıca, o tür programlarda seslendirilecek ilâhî ve kasidelerde de böyle bir zenginliğe ihtiyaç var. Sadece Yunus Emre’yle yetinme, yalnızca Niyazi Mısrî’ye takılıp kalma da o mübarek toplanmaları matlaştırır. Günümüzün insanı çok farklıdır. Dünkü sözler çok samimi de olsa bugünün insanına avamca gelebilir. Dün çok güzel şeyler söylendiği gibi bugün de söylenmektedir; yarın da çok güzel sözler söylenecektir. Aynı ifadeleri aynı üslûp içerisinde tekrar edip durma ve bu şekilde bir araya gelmiş olma mârifet değildir; asıl mesele, Efendimiz’in viladetini gerçek bir bayram olarak duyma ve duyurma; O’na vuslat duygusuyla dolma ve gönüllerde O’nun vuslatına iştiyak uyarma; dua ederken de aynı coşkuyla el kaldırma ve kalblerin bamteline dokunma.. nihayet, insanlarda bir heyecan tufanı oluşturma ve Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) o an gökten iniyormuş gibi bir ruh haleti hâsıl etmektir. Hani Arif Nihat Asya der ya;

“Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Aminlerimiz vardır!..
Hacdan döner gibi gel;
Miraç’tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!”

İşte, öyle yeni bir ses olmalı, bambaşka bir soluk ve derin bir heyecanla program ortaya konmalı; nihayet, orada hazır bulunanlar gönülden yakarışa geçmeli ve “Miraç’tan iner gibi gel; bekliyoruz yıllardır!” demeli.

373