Ayrıca, kurb-u nevâfil (nafileler vesilesiyle yakınlık) daha ziyade evliyâullaha mahsustur. Peygamberler onu aşmıştır; onlar, kurb-u ferâiz karîbleridir (farzları eda yoluyla yakınlığa eren kutlulardır). Farzların hakkını vererek Allah’a yaklaşma, enbiya-i izâm ve onların hâlis varisleri olan asfiyâ-i kirâm efendilerimize mahsus bir kurbettir. İmam-ı Rabbânî Hazretleri Mektubat’ında bu mevzu üzerinde ısrarla duruyor; farzlarla Allah’a yakın olmanın ehemmiyetine dikkat çekiyor; hatta nafilelere çok düşkünlük gösterirken düşünce ve kanaat itibarıyla dahi olsa farzlara gölge düşürmeyi hatarlı-tehlikeli görüyor. Meselâ, her gün 100 rekât nafile namaz kılan biri “Şu farzı kılayım da kendi namazlarıma başlayayım.” şeklinde düşünse ve “kendimin” dediği nafileleri farzların önüne çıkarsa, onun, kurb-u ferâizle alınan mesafenin çok gerisinde kalacağını belirtiyor.