Bu hadisin ifadesiyle, insan farzlarla belli bir ölçüde Cenâb-ı Hakk’a yaklaşır. Farzlarla kurbeti yakalama en sağlam bir yoldur. Çünkü farz dediğimiz şeyler, dindeki zaruriyâttır, olmazsa olmaz esaslardır. Hakikî zaruriyât iman esasları; bir mânâda zaruriyât da İslâm’ın şartlarıdır. Evet, farzlar çok önemli bir kurbet vesilesidir; ama, hadis-i şerifte özel bir kurbetten daha bahsediliyor. Yani, إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ“Allahım, yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım dileniriz.”2 diyerek sürekli istediğimiz bir kurbet daha vardır. Bu, kendimizi, kendi uzaklığımızı aşmaya mâtuf bir kurbet talebidir. Yardım O’ndan olduktan sonra, Cenâb-ı Hak hiç umulmadık şekilde öyle kurbetler ihsan eder, öyle kurbet cilvelerine mazhar kılar ki, belki hiç düşünmediğimiz, aklımızın köşesinden hiç geçmeyen, hiç tasavvur etmediğimiz, hayalimize de hiç gelmemiş olan yakınlıklara ulaştırılırız. Çünkü nafileler ile kurbet ifade edilirken “…onun işiten kulağı, gören gözü, tutup yakalayan eli… olurum.” deniyor. Evet, bu ifadeler bir mânâda müteşâbih olsa da, hadiste nafileler yoluyla daha derince bir kurbete ulaşmanın mümkün olduğu vurgulanıyor. Bu husus, nafilelerin “cebren linnoksan-eksikleri kapama, yarayı sarma” vazifesi görmeleri itibarıyladır. Yani farzında eksiği, gediği, kusuru olan insan nafilelerle onu telafi ettiği için, farzlarla arzulanan netice nafilelerle elde ediliyor. Öyleyse, ana atkılar yine farzlardır; nafileler ise, onların üzerindeki dantela gibi işlenmiş nakışlar…
Dipnotlar
- 2 Fâtiha sûresi, 1/5.