Öyleyse, bütün mevhibe ve varidatı rıza-ı ilâhî istikametinde kullanmalı; çünkü insan böyle bir yola girmiş ve Hak rızası gibi bir büyük pâyeye dilbeste olmuşsa, o gayeye yürürken ardına düştüğü başka bazı şeyler temelde o büyük isteği daraltmış, ona gölge düşürmüş olur. Çünkü o yolda sadece Allah istenmeli, yalnızca O’nun hoşnutluğu dilenmelidir. Kalb ile Allah arasına hiçbir şey girmemeli; kalb, Allah deyip kalkmalı, Allah deyip oturmalı, Allah deyip yatmalı, Allah deyip doğrulmalı, Allah deyip yemeli, Allah deyip içmeli. O büyük zatın dediği gibi: “Allah için işleyiniz, Allah için başlayınız, Allah için görüşünüz, Allah için konuşunuz, lillâh, livechillâh, lieclillâh rızası dairesinde hareket ediniz; o zaman ömrünüzün saniyeleri seneler hükmüne geçer.” Saniyelerinizin seneler hükmüne geçmesini istiyorsanız, Allah’tan istediğiniz şeyleri kendi dar ölçülerinizle daraltmayın.8 Böyle bir semere dururken siz deseniz ki, “Bana Cennet’te bin tane köşk ver.” yine kaybetmiş olursunuz. Allah’a kulluk yapsanız, her gün Kur’ân-ı Kerim’i iki rekâtta bir kere hatmetseniz ve bunun karşılığında deseniz ki, “Allahım, şöyle bir idarecilik, böyle bir dünya nimeti istiyorum.” Hatta, daha da masumane bir istekle “Rabbim, Cennet bahçeleri ver.” deseniz, himmetinizi yine daraltmış sayılırsınız, Allah’ın lütfuna tahdit koymuş, isteğinizi kendi dar fotoğrafınızla Allah’a sunmuş olursunuz. “Allahım, ben Senin rızana talibim, Sana talibim.” deyip O’nu dilemek varken niye öyle yapasınız ki?
Dipnotlar
- 8 Bediüzzaman, Lem’alar s.21 (Üçüncü Lem’a, Üçüncü Nükte).