İçeriğe geç

Bunları söylüyorum; zira, dostun vefasızlığı, düşmanın tecavüzkâr tavırlarından daha zararlıdır. Çünkü o içtendir; kalenin içi ona emanettir; çünkü o vefalı durmazsa, kapılar bir vefasız elle ardına kadar açılabilir. Çünkü o, tutup dini kaldırmazsa, kendi ruhunun heykelini ikame etmezse, başkaları gelir, zaten yıkılmış olan o şeyin üzerinde tepinir. Evet, Müslümanlar olarak, bizim problemimiz sadece dıştaki husumet değildir. Kendi içimizdeki tutarsızlık, vefasızlık, samimiyetsizlik, mukavemetsizlik ve sadakatsizliktir en büyük derdimiz. Bu açıdan Udeh’in kitabına koyduğu ad fevkalade yerindedir; Malik bin Nebi de onu telaffuz etmiş olabilir, İslâm hakkında duyduğu heyecanın ona da aynı sözleri söyletmesi muhtemeldir.

“Vefa umarken candan/Doldu gözüm hicrandan/Kaldım yaya dermandan…” Biliyor musunuz, kaç defa odama girmiş, bu sözleri gözyaşlarıyla terennüm etmişimdir… Vefa umduğum birinin vefasızlığı karşısında kaç gece inlemişimdir. Ah vefa!…

Arkadaş; kalbinin gözüyle bak bana… gönlünün sesiyle seslen ruhuma… Vicdan kulağınla teveccüh et konuşulanlara… Sakın vefasızlık etme hakikatlere ve davaya…

Bu faslı da, bir zamanlar bin iniltiyle yazdığım şu sözleri tekrar ederek bitireyim: Ah vefa, nerede kaldın! Bıktık şu her gün birkaç defa yeminini bozup ahdinden dönenlerden. Ve neredesiniz ruhuyla bütünleşmiş vefa timsali er oğlu erler!.. Kalkın; girin ruhlarımıza. Kamçılayın hayâllerimizi ve boşaltın vefa adına ne taşıyorsanız hepsini sinelerimize!.. Gelin, gelin de şurada burada dolaşıp duran şu üç-beş vefalı insanı, ümitsizlik ve inkisardan kurtarın!..3

182