Düşmanı bilme esprisinde de esas bu husus saklıdır. Şayet düşmanınızı bilirseniz; onun huyunu, tabiatını, hangi frekanstaki sesleri işittiğini iyi tespit ederseniz, ona göre bir ney bulur, ona uygun bir ses çıkarırsınız. Akrepler dünyasına yolunuz düştüğünde o sesi yükseltir, hem zararlarından korunur, hem de, onlara raks ettirirsiniz.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) buyuruyorlar ki: “Ben farzları yapmakla emrolunduğum gibi insanları idare etmekle de emrolundum.” Yani, Allah farzları emrettiği gibi, insanları idare etmeyi, evirip çevirip hak ve hakikate uygun bir şekilde herkese anlayacağı dille konuşmayı da emretti, buyuruyor. Cenâb-ı Hak, Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a, “Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır, yahut hiç değilse biraz çekinir.”1 diye ferman ediyor. Firavunla bile münasebet kuracak ve yüzünü ekşitmeden hakkı ve hakikati ona da anlatacaksın. O şekilde anlatacaksın ki, anlatmanın bir mânâsı olsun ve bu uğurda gösterilen gayretler de boşa gitmesin… İçi nur dolu enjektörü, onun vücuduna da zerk edebilmek için, huşûnetle değil, işmi’zâzla değil; tatlılık göstererek ve ona göre bir şeyler söyleyerek ruhunun ilhamlarını onun ruhuna da akıtacaksın ki, teklif ve düşüncelerin reaksiyon görmesin. Bu şekilde davranmanın, din düşmanlarının ağızlarına pelesenk ettikleri takiyye ile de alâkası yoktur. Arz ettiğimiz tavır, herkese anlayış seviyelerine göre konuşma, aldatma ve kandırma niyeti taşımadan fikir ve düşüncelerini muhatabın durumuna göre anlatmaya çalışma tavrıdır.
Vefa Umarken Candan…
Dipnotlar
- 1 Tâhâ sûresi, 20/44.