İçeriğe geç

Evet, “Hazreti Mesih’in mezarı çiğneniyor, Meryem’in kabri tavla yapılıyor, Mescid-i Aksa düşmanların ayakları altında” diyerek ordu hazırlayan ve Malazgirt’te Alparslan’ın karşısına çıkan da, Birinci Cihan harbine girerken Anadolu’yu dört bir yandan işgal eden ve Müslümanların yaşadığı coğrafyayı baştan başa çiğneyen de, Arap kabile reislerini Müslümanlar aleyhine tahrik ederek Osmanlı askerlerinin Medine müdafaasında bile ihanete uğramasına sebebiyet veren de aynı düşman cepheydi. İslâm, tarih boyunca sürekli, düşmanları tarafından kuşatılma tehdidi altında bulunmuş, hasım cephenin çok korkunç ve insafsız husumetine maruz kalmıştır. Meselenin tarihî tekerrürler devr-i daimi içinde seyrine bakınca siz de görürsünüz ki, bir Halid kılıcı karşısında bunlar savulup gitmişler, bir İkrime, bir Selahaddîn, bir Alparslan kahramanlığıyla tekrar sinip inlerine çekilmişlerdir; fakat Müslümanları asırlarca sömürdükleri ve meşgul ettikleri de bir vakıadır.

İşte, dininize ve size karşı düşmanlık besleyen kimseler, fırsat ele geçince hemen bir saldırıya girişiyor, bir kuşatmaya gidiyorlarsa, demek ki onların yüreklerinde dinmeyen bir kin, bir nefret ve bir husumet var; öldürme ve yok etme mülâhazası var.

Sulh Adaları

Fakat biz bunları söz konusu etmeme, düşmanlık vesilelerine hayat hakkı tanımama azmindeyiz. Mazinin yanlışlıklarını tarih kitaplarında zincire vurma ve düşmanca duyguları hortlatmama taraftarıyız. Geçmişte belli hâdiseler başka zincirleme hâdiselere sebebiyet vermiş; düşmanlıklar, belli düşmanlıklar doğurmuştur; insanlar birbirlerinden uzaklaşmış, zıt cepheler oluşmuştur. Bugün bunları konu ederek yeniden kavga sebebi yapmak, yeni uçurumlar meydana getirmek mânâsızdır. Kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın; biz, yürüdüğümüz hoşgörü yolunda ilerlemeye devam etmeli, sağdaki soldaki kine, nefrete, düşmanlığa rağmen, bir kısım “sulh adaları”na ulaşmalı, “sulh adacıkları” oluşturmalıyız.

177