Söz buraya gelmişken bir hususa daha dikkatlerinizi çekeyim: Türkiye’de zemin, bu tip insanların ortaya çıkması için çok müsait durumda. Özellikle din sahasında kendisini fantezilere kaptıran insanların hadd ü hesabı yok. İslâm tarihi boyunca defalarca dile getirilmiş ve cevapları verilmiş konuları orijinalite yapıyorum düşüncesi ile ekranlara taşıyan, gazete sayfalarına aktaran o kadar çok insan var ki. Bana göre, hizmet edemeyen insanların kendilerini anlatmak için başvurmak zorunda kaldıkları bir lüks bu. Bilmiyorum ağır mı kaçar; ama diyeyim: Bu tiplerin hiçbirinin ruhunda “Dünyanın herhangi bir yerine, İslâm adına aç ve kurak bir yerine gideyim; kendimi Allah’ı ve Peygamber’i anlatmaya adayayım. Hristiyan misyonerlerin yaptıkları gibi, gittiğim yerde maişetime yetecek miktarda para kazanmak için taş ocağında çalışayım, amelelik yapayım ve dinimi anlatayım.” mülâhazası yoktur. Bu olmadığı için, eskiden kalma, döküntü bir kısım düşüncelere sığınarak, onlarla kendilerini ifade etme lüzumunu duyuyorlar. Ama burada hasbîlik yok, diğergamlık yok, din aşkı yok, hakikat aşkı yok ve araştırma aşkı yoktur.
Ben bu kanaatimi kendi ölçülerime göre o kadar çok test ettim ki, bu kanaat âdeta benim sabitem hâline geldi. Arkadaşlarıma da kaç defa sordum; “Mezun olduğunuz liselerde ve üniversitelerde size ‘Arkadaşlar! Bizim var oluşumuzun gayesi dünyanın dört bir yanına dağılıp, hiçbir beklenti içine girmeden, gerektiğinde amelelik yaparak kendi kültürümüzü anlatmaktır.’ diyen insanlar oldu mu?” dedim. Bir defa bile olumlu cevap almadım/alamadım.