Burada ayrıca bir “devir” var gibi. Yani bir taraftan nefsimizi okuyor, nefis merceğiyle varlığa bakıyor, çok geniş dairede Allah’ın varlığına, birliğine delillerin, şahitlerin mevcudiyetini görüyoruz; bir diğer taraftan da şahitlerin şâhid-i sâdık olmalarının ve bir şey ifade etmelerinin Allah’a inanmaya bağlı olduğunu görüyoruz. Kelâm ilminde “devir” denir buna. Yani bir yönüyle o ona sebep, o da ona sebep. Bir başka tabirle “Tavuk yumurtadan, yumurta tavuktan çıkar.” gibi bir şey. Aslında kelâmcılar devri iptal etmişler. Fakat burada min vechin (bir yönüyle) öyle bir devir cereyan ediyor. O onu destekliyor, o onu destekliyor. Sizin cehd ü gayretiniz, okuma azminiz, Allah hakkında mârifetinizi artırıyor; Allah hakkında mârifetiniz arttıkça siz kendinizi daha net okuyorsunuz. Sonra kaderi daha iyi görüyorsunuz, başınıza gelen musibetlerin mânâsını daha iyi kavrıyorsunuz, nimetleri daha iyi duyuyorsunuz. Hepsinden önemlisi, şükür adına daha iyi şahlanıyorsunuz. Kötü gibi duran, çirkin suratla karşınıza çıkan hâdiseler karşısında daha iyi yorumlara gidiyorsunuz. Hz. Mevlâna’nın ifadesiyle; “Musibetler, belalar karşınıza yırtık pırtık elbiseler içinde çıkan, edası endamı yerinde bir güzel gibidir. Ne diye yırtık pırtık elbiseye takılıp kalıyorsunuz. Baksanız ya içteki edaya endama.” İşte bu zaviyeden olaylara bakabiliyorsunuz.