Öte yandan ta kadimden bu yana veya sistematik felsefeyi ilk defa kendisi ile tanıdığımız Tales’den bu yana, bazı feylosoflar, maddeye esas teşkil edecek bir şeyden bahsetmişler. Meselâ, Tales “su” demiş. Acaba o “su” derken ne kastediyordu? Ona göre ruhun esası acaba “su” muydu? “Allah’ın arşı “amâ” üzerindeydi.” hadisindeki “amâ” ile Tales’in “su” dediği şey aynı şey olamaz mı? Anaxagoras ise “akıl” diyor doğrudan doğruya. Hem de Müslümanca düşünceye çok yakın bir akıl anlayışı var onun. Diyor ki; “Kâinatta esas hâkim, yönlendiren, tevcih eden, şekillendiren bir akıl var. Fakat kâinatın içinde değil o, kâinattan başka, kâinatın cinsinden de değil.” Siz şimdi Anaxagoras’ın izahını yaptığı bu akıl yerine Zât-ı Ulûhiyet’i, Kudret-i Nâmütenâhî’yi koyun ve insan planında da O’nun bir tecellîsi, nefha-i sübhanîsi olan ruhu koyun, çok fazla galat sayılmaz. Bana göre bu kadarcık galattan dolayı da aklı mazur görmek lazım. Çünkü bu alan, aklın sahası değil; onu aşkın bir alan.
Şimdi konumuza tekrar dönecek olursak, “Ey insan, kendini oku!”9 sözünde Üstad’ın nazarları yönlendirdiği nefis, birinci kategoride yer alan nefistir. Yani insan dediğimiz zaman maddî-mânevî bütün sistemlerini müşterek mütalaa ettiğimiz, Rabbimizle münasebetini içine alan çerçevedeki nefis. İşte bunun okunması çok önemli.
Dipnotlar
- 9 Bediüzzaman, Sözler s.747 (Otuz Üçüncü Söz, Otuz Birinci Pencere, Birinci Nokta, Üçüncü Vecih)