Meselâ, bir arkadaşımızın Kur’ân okuması çok güzel, vazifelerini yerine getirmesi arızasız ve kusursuz, Allah (celle celâluhu) karşısında duruşu da mükemmel olabilir. Bu hâl, duruşunu o ölçüde ayarlayamamış bir insanı kıskandırabilir ya da ona, “Bu ne güzel bir arkadaş, keşke ben de böyle olsam!” dedirtir. Kıskançlık ya da gıpta… Peygamber Efendimiz, Allah yolunda istifade edilen ve başkalarına da faydalı olan ilim ve Allah yolunda bezledilen malı gıpta mevzuu olarak saymıştır. Yani, böyle bir ilme ve öyle bir mal verilmesine gıpta edilebilir.
İşte bir mü’min, kardeşindeki bir fazilete karşı belki gıpta edebilir ama haset ve gıybetlere götürecek bir kıskançlığa asla düşmez. Bu durumda yapılması gereken şey, az önce de ifade edildiği gibi, “Allah keşke beni de o arkadaşım gibi yapsa…” diyerek takdirimizi bir dua şeklinde ortaya koymaktır. Bu takdirin bizzat o arkadaşımıza karşı ya da gıyabında olsa da ona ulaşacak şekilde söylenmesi de önemlidir. Çünkü, bir sahabî “Ben falan arkadaşımı seviyorum ya Resûlallah!” deyince Resûlü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Git, ona kendisini sevdiğini söyle!” buyurmuştur. Bizden o arkadaşımız hakkında hep olumlu şeyler sâdır olunca, o da bize karşı ters davranmayacaktır. Bir, iki, üç, dört, beş defa, gizli veya açık, bizden hep takdir ve kabul görünce, o da nihayet bize gönlünü açacaktır.