Dolayısıyla temkin; her zaman abdiyetin, kulaktaki küpenin, boyundaki tasmanın, ayaktaki pranganın farkında ve şuurunda olma demektir. Hazreti Mevlâna, Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) için şöyle diyor: “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben Sana hizmette iki büklüm oldum. Kullar âzad olunca şâd olur; ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum.”11 Bu meseleyi Allah’la münasebetimiz açısından Zât-ı Ulûhiyet’e tevcih ederek, bin defa “Kul oldum, kul oldum, kul oldum.” diyebiliriz. İşte bu bir temkin ifadesi, temkin soluklanmasıdır ve velilere göre bir hâldir. İrşad ve tebliğ hayatımızdaki temkine gelince; din-i mübîn-i İslâm’ı dırahşan çehresiyle insanlığa göstermeye çalışmak, kusursuz bir temsil sergileyerek dilin söylediklerini temsille derinleştirip enginleştirmek ve söyleyeceklerimizi hiç kimsenin itiraz etmeyeceği, kabul etmekten çekinmeyeceği bir üslûp ve formatla sunmak demektir. Tabiî aynı zamanda insanın elde edilen netice ve semereyi asla kendinden bilmemesi ve ortaya koyduğu hizmet ve gayretler dolayısıyla nazlanma gibi tavırlar içine girmemesi de temkin adına çok önemlidir.
Temkin Kaymasına Düşmemek İçin
Evet, insan bir kısım mazhariyetler karşısında naza geçebilir. Meselâ, dünyanın dört bir yanında Cenâb-ı Hakk’ın eltaf-ı sübhaniyesinin bir sonucu olarak çok güzel hizmetler ortaya konmuş olabilir. Fakat hakikî sebep siz olmadığınız hâlde, bu güzel işler bir şekilde size irca edilebilir. Böyle bir takdir ve teveccühte bulunanlar bu içtihat hatalarında şayet ifrata girmiyorlarsa inşaallah günaha girmiş sayılmazlar. Fakat kendisine teveccüh edilen zat,
Dipnotlar
- 11 Mevlâna, Mesnevî 5/227.