İçeriğe geç

O hâlde insan, hangi mertebeye ulaşırsa ulaşsın, hangi zirvede bulunursa bulunsun, her zaman ayağını yere sağlam basmalı ve hep kulluğunun şuurunda olmalıdır. Cenâb-ı Hak, en önemli ibadetimiz olan namazın hâtimesinde yani ibadetimizin miracı ve Allah’a ulaşma noktası olan tahiyyatta Fahr-i Kâinat Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize şu ifadeleriyle tanıtıyor: وَأَشْهَدُ أَنَّمُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ“Şehadet ederim ki, Hazreti Muhammed, Allah’ın kulu ve Resûlüdür.” Bazı ulemaya göre bu meselenin Miraç’ta gerçekleştiğini düşünecek olursak, böyle bir yerde Cenâb-ı Hak kulluğu nazara vermiştir. Yani Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhi salavâtullahi ve selâmuh), zirveler zirvesine çıktığı anda kendisine yine kulluğu hatırlatılıyor. Mebdeinde de: سُبْحَانَ الَّذِٓي أَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا ۚ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ“Şanı yüce, mukaddes, müberra ve münezzehtir O Allah ki, bir gece kulunu Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya götürdü. Doğrusu O, Semî’dir, Basîr’dir (işitir ve görür).”10 buyrulurken de, Peygamber Efendimiz’in abd olmasına vurgu yapılıyor.

57