İşte selef-i sâlihînin mârifet ve vicdan kültürü olarak gördüğü bu mesele maalesef günümüzde belli formatlara emanet edilmiş durumdadır. Meselâ bir vilâdet gecesinde, insanların belli makamlarda mevlit okumaları güzel bir uygulamadır. Ancak böyle bir gecede, Ruh-u Seyyidi’l-Enâm olan Hazreti Ahmed ü Mahmûd u Muhammed Mustafa’ya (aleyhi milyon milyon essalâtü vesselâm) alâkanın belli bir canlılık içinde ortaya konması, herkesin gözünün yaşarması, yüreklerin hoplaması ve herkeste hâlisane bir aşk u iştiyak duygusunun şahlanması esas olmalıdır. Öyle ki, böyle bir program herkeste şu köhne dünyadan bir an evvel kurtularak Efendiler Efendisi’nin maide-i semaviyesinde O’nunla diz dize oturma, bir an evvel O’na mülâki olma duygusunu uyarmalıdır. Okunan mevlitte böyle bir duygu uyarılmıyorsa, onun içinde böyle bir ruh, böyle bir can yoksa, merhum Nurettin Topçu’nun ifadesiyle gırtlak ağalığı yapılıyor, mesele sadece bir kültür hâlinde ele alınıyor, demektir. Bu sözlerimle benim mevlidin veya vilâdet gecesinin aleyhinde olduğum zannedilmemelidir. Ben sadece aşksızlığın, şevksizliğin, hissizlik ve heyecansızlığın aleyhinde olduğumu ifade etmek istiyorum.
Mebdede Aldandık Bari Müntehada Aldanmayalım