Fakat bu noktada, kuvve-i şeheviye ve kuvve-i gadabiye gibi, ifrat ve tefritleri ortaya konarak, kuvve-i akliyeye de sırat-ı müstakîm yolu gösterilmelidir.9 Meselâ, eğer insanda bir gazap, karşı koyma ve başkaldırma hissi olmasa, haremgâhının çiğnenmesi, gözünün önünde zulüm ve tecavüzlerin irtikâp edilmesi durumunda dahi o, bir gayret-i insaniye, bir gayret-i diniye ve bir gayret-i namusiye izhar edemez. Evet, kendini salmış ve bu hislerden mahrum kalmış bir insan, gözünün önünde bohemlik yapılması durumunda dahi o bohemliğe göz yumar. Dolayısıyla bir taraftan bazıları ateşe koşan kelebekler gibi şehevat-ı nefsaniyelerinin peşinden koşarken, beri tarafta diğerleri de bu tablo karşısında sükût etmek suretiyle dilsiz şeytan konumuna düşmüş olur. Bu açıdan kuvve-i gadabiyenin Allah’ın vaz’ettiği kanunlar çerçevesinde önemli bir yeri vardır. İsterseniz buna “Kur’ânî gadab” da diyebilirsiniz. Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de: وَغَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ وَسَۤاءَتْ مَصِيرًا“Allah, onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve onlara Cehennem’i hazırlamıştır. Ne kötü yerdir orası!”10 buyurmak suretiyle gazaplandığını (yani gazabın gereği neyse onu yaptığını) ifade buyurmuştur. Bu açıdan diyebiliriz ki, zulüm, tecavüz ve haksızlıklar karşısında iradenin hakkını verme mânâsında insanda mutlaka gazap hissinin olması gerekir.
Dipnotlar
- 9 Bkz.: Bediüzzaman, İşârâtü’l-İ’câz s.21-22.
- 10 Fetih sûresi, 48/6.