İçeriğe geç

Evet, herkesin, her zaman Kur’ân hakkında yeni bir şeyler söylemesi mümkün olabilir. Hatta Hazreti Pîr gibi, söylediği her şeyi milimi milimine şıp diye yerine oturtan bir insanın sözlerini dahi zamanın rüzgârı ve yorumunu arkaya alarak ifade ve izah etmek gerekir. Aksi takdirde onun eserlerini alır, her sabah âdet kabîlinden ders yapar veya akşam olunca bir yere derse gider, gittiğiniz yerde sathî bir nazarla o eserlerden bir yer okur ve böylece vazifenizi yaptığınızı düşünürseniz onu gerçek derinlik ve zenginliğiyle anlayamazsınız. O hâlde yapılması gereken, müzakerede bulunarak, yeni yeni terkip ve tahlillerle, okuduğumuz metinden farklı açılımlara gitmek, yeni tespitlerde bulunmak ve böylece kalb ve vicdan kültürümüze yeni mârifet pınarları akıtmak olmalıdır. Hazretin “Âyetü’l-Kübrâ”da işaret ettiği gibi, gönül dünyamız itibarıyla هَلْ مِنْ مَزِيدٍ ferdi olmalı ve hep “Daha yok mu?” demeliyiz.7 Öyle ki bir insan bir gün Zât-ı Ulûhiyet’le yüz yüze gelse yine de هَلْ مِنْ مَزِيدٍ anlayışıyla “Allah’ım yok mu bunun ötesi. Şu an yaşadığım bu hâl, benim kalbime göre. Ne olur Allah’ım, Seni, Zât-ı Ulûhiyet’ine şayeste daha nasıl bilmem gerekiyorsa bana o bilginin ufkunu aç.” demelidir.

Emanet, Hüşyar ve Canlı Gönüllere Teslim Edilir

123