Bu konuda ihlâsı yakalama adına sohbet-i cânan meclisleri çok önemlidir. Bir şiirde; “Keşke sevdiğimi sevse kamu halk-ı cihan / Sözümüz cümle heman kıssa-i Cânan olsa!” (Taşlıcalı Yahya) denildiği gibi, biz de bir araya geldiğimizde, kubbedeki taşlar gibi, düşmemek için baş başa vermeli, birbirimize destek olmalı ve âdeta bir pusula, bir kıblenüma gibi birbirimize hep rıza ufkunu hedef göstermeliyiz. Böyle bir gaye için İhlâs Risalesi’ni ve Lâhikalar’daki ihlâsla alâkalı mevzuları müzakere etme bana çok önemli geliyor. Yerine göre formatla oynayarak meseleye farklılık kazandırmalı ve onları yeniden bir kere daha, bir kere daha okumalıyız. Hazreti Üstad kendisi, İhlâs Risalesi’ni 115 defa okuduğundan bahsediyor. Demek ki her defasında, okuduklarından ayrı bir derinliğe açılıyor, farklı şeyler duyup hissediyor. Elbette ki konuyla alâkalı tarih boyunca büyük şahsiyetlerin telif ettiği daha pek çok kıymetli eser var. Meselâ İmam Gazzâlî’nin değişik eserlerinde ve Hâris el-Muhasibî Hazretleri’nin er-Riâye’sindeki ihlâs mevzuları insanın gözünü açacak, yüreğini hoplatacak bir tondadır. Ancak günümüzde, o zatların ortaya koyduğu insan-ı kâmil resmine bakınca bazılarımız ümitsizliğe kapılabilir, onların hassaslardan hassas ölçüleri karşısında yeise düşebiliriz. Elbette ki o devasa şahsiyetler bizim başımızın tacıdır. Hepimiz başımızı onların ayaklarının altına kaldırım taşı gibi koymaya âmâde bulunuyoruz. Ancak çağın şartlarına göre sunulmuş olan Hazreti Pîr’in reçetelerinin günümüz insanı için daha objektif, daha münasip olduğu söylenebilir. Hâsılı hangi vesileyle olursa olsun, netice itibarıyla bizi Allah’a yönlendirecek, her birimizi iltifat ve alkışın kulu-kölesi olmaktan kurtarıp birer rıza talibi hâline getirecek eserler okumalı ve böylece yaptığımız işlerdeki bereketin Allah rızasına bağlı olduğunu asla hatırdan çıkarmamalıyız.