Hatta şunu ifade edeyim: Peygamberlik müessesesi, Hatemü’l-Enbiya (aleyhissalâtü vesselâm) Efendimiz’le sona erdiğinden, O’ndan sonra bir peygamberin gelmesi mümkün değildir. Ancak gavs ve kutup gibi makamlar her zaman için söz konusu olabilir. İşte size gavslık-kutupluk bahşedilse, Şah-ı Geylânîlik teklif edilse dahi, “Ey Rabbim! Vallahi ben onu istemiyorum; dilediğine ver o makamı. Bunun yerine ben Senin kapının eşiğinde değersizliğine inanmış, sadık, küçük bir kul olarak yaşamayı tercih ederim.” diyebilmelisiniz. Evet, maddî-mânevî hiçbir makama dilbeste olunmamalıdır. Zira dilbeste olunması gereken bir makam varsa o da Allah rızası ve o rızayı kazanma istikametinde insanları iyilik ve güzelliğe yönlendirme gayretidir. Yani onların güzel düşünüp güzel görmelerini sağlayarak hayatlarından lezzet almalarını temin etme ve böylece ebedî şekavetlerinin önünü kesme cehdidir. Fakat bu son söylediğim husus bile bir vesile kabul edilmeli ve her şey yalnız ve yalnız rıza-yı ilâhî hedefine bağlanmalıdır.