İçeriğe geç

Aslında hicret esnasında Medine’deki topluluklar birbirinden çok farklı kültür ve anlayışa sahip bulunuyordu. Müşriklerin kendilerine göre bir dünyaları vardı. Yahudiler ise tamamen başka bir dünyanın insanlarıydı. Muhacirînin de ensardan farklı bir yaşam tarzı vardı. Muhacirîn-i kiram, umumiyet itibarıyla tüccar insanlardı. Bazıları yaz günlerini Yemen’de, kış günlerini ise Şam’da geçirirlerdi. Ensar ise daha çok çiftçilikle meşguldü. Görüldüğü gibi toplumun değişik kesimleri arasında ciddi farklılıklar söz konusuydu. Bu kadar farklılıkların olduğu bir toplumda, bu farklılıkların vuruşma ve çatışmaya dönüşmemesi, içtimaî birlik ve huzurun tesis edilmesi, fitne ve kargaşaya sebebiyet vereceklerin problem olmaması, problem olabileceklerin de yumuşatılıp zarar veremeyecek hale getirilmesinde Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) raûfiyet ve rahimiyetinin hiç şüphesiz tesiri büyüktü. Çünkü O, hiçbir beşerin ulaşamayacağı ölçüde engin ve derin bir şefkate sahipti. Evet, O, herkesin üzerine tir tir titriyordu. Öyle bir vicdan enginliğine sahipti ki, amansız din düşmanı bir kısım mütemerrit kimseler bile O’na baktığında diyecek bir şey bulamıyorlardı. Zira İki Cihan Serveri İslâm’a karşı hazımsız olan kimseleri dahi ihmal etmiyor, kötülük yaptıklarında, kötülüklerine misliyle mukabelede bulunmuyor, bir ihtiyaçları olduğunda yanlarında oluyor ve hatta Kur’ân-ı Kerim’in ifadesiyle yaptıkları kötülükleri iyilikle savıyordu.

307