İçeriğe geç

Mevcutla İktifa ve Şeytanın Çelmesi

Maksadımı ifade adına müsaadenizle bir misal daha arz edeyim. Bildiğiniz üzere, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat inancına göre dünya Cenâb-ı Hakk’ı görmek için müsait bir temâşâgah, bir mirsat olmadığından, Allah (celle celâluhu) burada görülemez. Gördüm diyenlerin gördükleri esasında mir’at-ı ruhlarına göre bir tecellîdir. Bununla birlikte muhalfarz bir insan bu mazhariyete erse, yine de himmet o kadar âlî olmalı ki, “Dahası yok mu bunun?” demelidir. Dahası ne olabilir? Meselâ, Cenâb-ı Hakk’ın cemali bâ kemâlini müşâhede mazhariyetine eren bir insan; “Acaba esmâ-i ilâhiye ve sıfat-ı sübhaniyeyle ifade edilen O Zât’ın cemali bâ kemâlini, ihata ve idrak ölçüsünde, mahiyet-i nefsü’l-emriyesine uygun görebilmek mümkün mü?” demelidir. Gerçi bildiğiniz gibi Kur’ân-ı Kerim: لَاتُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُوَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ“O’nu gözler ihata edemez; O isebasar ve basiretiyle bütün gözleri ihata eder.”4 buyurmak suretiyle bu mevzuda bizim önümüze bir bariyer koymuş ve ötesine geçemeyeceğimizi bildirmiştir. Çünkü insan muhattır ve muhat, muhat olduğu aynı anda muhit olamaz. Muhit olan, kuşatan O’dur. Kuşatan kuşattığı hâlde kuşatılamaz. Fakat fakir, himmeti âli tutmanın ehemmiyetini anlatabilme adına, muhalfarz deyip böyle bir misalle konuya dikkatlerinizi çekmek istedim.

185