İçeriğe geç

Meselâ, Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’e karşı medyuniyet hisleriyle dopdolu hâle gelebilmek için de ilk önce O’nun hakkında icmalî de olsa bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Bu icmalî bilgiyle Efendiler Efendisi’ne (aleyhi ekmelüttehâyâ) inanan bir insan, elbette ki o ilk bilgiyle yetinmemeli ve Fazilet Güneşi O Zât’ı kendine has hususiyet ve derinlikleriyle tanıyıp öğrenmeye çalışmalıdır. Tabir-i diğerle, icmalî bilgisini detaylandırıp tafsile çevirmeli, bir mânâda ilme’l-yakîn mertebesine adım atmalıdır. Daha sonra bunu da yetersiz bularak ayne’l-yakîn mertebesine sıçramalıdır. Hatta kalbî ve ruhî hayat ufkuna yönelip o yörüngede hayatını sürdürmek suretiyle gözünü hakka’l-yakîn ufkuna dikmeli ve meseleleri bir müntehî olarak doğrudan doğruya kendi içinde ihsas ve ihtisaslarıyla duyup hissetmeye çalışmalıdır. Yoksa bu konuda yeterli malumata sahip olmayan, o malumatı tafsil edip derinleştirmeyen, bu mevzuda ciddi bir rehabilitasyondan geçmeyen ve meselelere hep üstünkörü bakan birinin Kâinatın İftihar Tablosu’nu (sallallâhu aleyhi ve sellem) gerçek derinliğiyle sevmesi, sevip O’na karşı medyuniyet hisleriyle dopdolu hâle gelmesi mümkün değildir.

Sakın yanlış anlaşılmasın, bu durum “o insan kurtulamaz” demek değildir. İmanın bir rüknü olan, لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّهِ sözünü söyleyen ve diliyle söylediği bu sözü kalben tasdik eden bir insan Allah’ın izniyle elbette ki kurtulur.1 Buna kimsenin bir itirazı olamaz. Fakat kurtulma başka bir mesele, o Zât’a karşı medyuniyet hisleri içinde mukabelede bulunma, o işin hakkını vermeye çalışma tamamen başka bir meseledir. Bu mevzuda yapılması gereken, böyle büyük bir hak karşısında iradenin hakkını vermek, vazife şuuruyla hareket etmek ve eşi menendi olmayan o müstesna Zât’a, kendi kâmet-i kıymetine göre teveccühte bulunmaktır.

181