İçeriğe geç

Bir topluluk, bir hareket içinde bulunma mevzuuna gelince, ben bunu metaftaki insanların hâline benzetiyorum. Siz orada bazen kendi ayaklarınızla, bazen de başkalarının ayaklarıyla yürürsünüz. Hele o bayram günlerinde ifada tavafını yaparken öyle bir izdiham yaşanır ki, çok defa ayaklarınız yerden kesilir ve siz artık bir topluluğun sırtında yol alır, öyle mesafe katedersiniz. Öbür taraftan, siz de bir başkasını sırtlanır, onu alır götürürsünüz. Aynen bunun gibi, bir cemaat, bir topluluk içinde bulunan insan da, bazen iradesinin hakkını veremediği, heva u hevesine yenik düştüğü bir anda, çevresindeki insanların sayesinde o durumdan sıyrılır ve kurtulur. Meselâ onların o güzel hâl ve tavırları karşısında nefsini sorgulamaya başlar, “Böyle temiz ve nezih arkadaşların yanında bu halt da yapılır mı?” der, kendinden utanır, böylece gözüne, kulağına dikkat eder ve kendine çekidüzen verir. Meselâ dilini vazifesi olmayan bir işte kullanacak olsa, yanındaki bir arkadaşının yüzüne bakar, onun edep ve nezaketinden utanır ve böylece o çirkin sözü konuşmaktan vazgeçer. Kelimenin yarısını söylemişken diğer yarısını söylemeden içine atar ve yutar. İşte insan, beraber olduğu güzel arkadaşları sayesinde, zaaflarını, heva u hevesini kontrol altında tutar ve böylece devrilmekten, yıkılıp gitmekten kendini korumuş olur. Bundan dolayı, değişik vesilelerle çevremde bulunan insanlara hep “Bir yerden bir yere giderken yanınıza mutlaka bir iki arkadaş alın.” diye ifade etmişimdir. Çünkü insan günah seylâpları içinde tek başına kalırsa, gözünü-kulağını, elini-ayağını dinin istediği seviyede kontrol altında tutamayabilir. Ayrıca, hayırlı bir topluluk içinde bulunmanın şöyle bir avantajı da vardır: İyilik ve güzellik adına koşturup duran insanların hâli, bizim iyilik duygularımızı da tetikler, bizi etkiler, imrendirir ve teşvik eder.

274