İnsan, bazen sözleriyle, bazen tavır ve davranışlarıyla hata yapabilir. Birileri hatasını hatırlattığında insanın yapması gereken, hatasını telafi etmek, tevbe ve istiğfarla Allah’a yönelmektir. Eğer böyle yapmayıp kendisini aklayıp paklama adına hemen mazeretler uyduruyor ve laf oyunlarına sığınıyorsa bu da zımni yalan kategorisi içine girer. Maalesef çokları bu konuda da aldanıyor. Evet, insanın yüzüne karşı hatasının söylenmesi, ikaz edilmesi ona dokunur, ağır gelir. Hatta bazen olur ki kişi, böyle bir uyarı ve hatırlatma karşısında tokat yemiş gibi sarsılabilir. Fakat denilen şey doğru ise yapılması gereken, nefsin hoşnutsuzluğuna bakmadan muhataba teşekkür etmek ve hatayı tashih etmektir. Bediüzzaman Hazretleri bu tavrın önemine işaret etme adına, “Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse ondan darılmak değil, belki memnun olmak lazım gelir.”6 der.
Hz. Pîr’in ifadesiyle yalan, bir küfür sıfatıdır.7 Dolayısıyla mü’minin ağzına yakışmaz. Allah’a inanan bir insan, nasıl ki sarhoş edici meşrubatı veya haram kılınan gıdaları ağzına alamıyorsa, küçüğüyle büyüğüyle, gizlisiyle açığıyla yalanın da hiçbir çeşidini ağzına almamalıdır. Elbette yalan söyleyen bir kimse sırf bu günahı sebebiyle küfür damgası yemez. Fakat böyle bir kişi küfre doğru bir adım atıyor ve ona ait sıfatlardan birini üzerinde taşıyor demektir. İster kavlî ister fiilî ister hâlî isterse hissî olsun, insanın, olduğunun dışında bir tavır sergilemesi yalan ve aldatmadır ve küfre doğru atılmış bir adımdır. Allah muhafaza, küfür ve günah deryasına bir kere yelken açan kimse bir daha geriye dönemeyebilir. Bu açıdan insan, bu tür tehlikeli sularda gezinmemeli, asla meşru dairenin dışına çıkmamalıdır.