Allah, mütevazi insanları ellerinden tutar ve layık oldukları yere yükseltir. Tohum, toprağın bağrına düşmeyince mazhar-ı feyz olamaz (bereketlenmez, yetişmez). Allah, yüzü yerde olanları ekstradan lütuflarıyla öyle kâmet-i bâlâlar hâline getirir ki, onları insanlığa rehber kılar. İşte Şâh-ı Geylânî, Muhammed Bahâuddin Nakşibend, Hasan eş-Şazilî, Abdülkadir el-Geylânî, Hz. Pîr-i Muğan! Aradan asırlar geçmesine rağmen bu zatları hayırla yâd ediyor ve onların bıraktıkları âsâr-ı bergüzide (seçkin eserler) ile yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Bunların her birinin unutulmayan simalar hâline gelmeleri, mahviyet, hacalet ve tevazu kahramanları olmalarındandır. Onlar bütün himmetlerini –kendilerini değil– Allah’ı ispat etmeye verdikleri için Allah da onlara bir vücud-u câvidân (daimi, bâki mevcudiyet) vermiş, onlar adına gönüllerde sevgi yerleştirmiştir. Onlar tevhid hakikatini ispata koştukları için Allah da onları tespit etmiş (sabitkadem kılmış), her birini bizim ufkumuzu aydınlatan ve bize yol gösteren birer rehber hâline getirmiştir. Aradan asırlar geçmesine rağmen biz hâlâ onların evradlarını okuyor, onların bıraktıkları eserler vasıtasıyla günümüzün problemlerine çare bulmaya çalışıyoruz. Bundan daha güzel tespit olur mu?