Aynı durum, adalet düşünceniz, eğitim anlayışınız, insana bakışınız, hukuk felsefeniz, dünya görüşünüzle ilgili olarak da ortaya çıkabilir. Bazı araştırmacılar, sizin bu gibi konulardaki yaklaşımlarınızla farklı beşerî tecrübeler ve felsefî akımlar arasında benzerlikler bulup sizi onlarla aynı kategoriye sokabilirler. Sözgelimi sizin insana bakışınızı Batı’da gelişen “hümanizm” kavramıyla açıklayabilirler. Bu, eksik bir yaklaşımdır. Zira hümanizmin seküler karakterine karşılık bizim insanla ilgili mülâhazalarımızın temelinde vahiy gerçeği vardır. Mesela biz, insanı, Allah’ın matmah-ı nazarı (nazarını tevcih ettiği şey) olarak görürüz. Ona zübde-i âlem (kâinatın özü, hülasası) deriz. Cenab-ı Hakk’ın, fizikî dünyayı insanın emrine âmâde kıldığına inanırız. Allah, insanı yeryüzünün halifesi kılarak, ona ruhundan üfleyerek onu fevkalâde yüksek bir makama koymuştur. Bizim insan sevgimizin temelinde de Allah’ın değer verdiği bir varlığa kıymet verme düşüncesi yatar. Öte yandan biz, Allah emrettiği için başta insan olmak üzere bütün varlığa sevgi, şefkat ve merhametle yaklaşırız. Tamamen seküler olarak ele alınacak bir hümanizm düşüncesinin bütün bu mülâhazaları kuşatması çok zordur.
Görüldüğü üzere, yapılan çalışmalar ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın, kuşatıcı ve küllî bir nazar olmadığı ve mesele kendi orijini içerisinde değerlendirilmediği sürece, yapılan yorum ve değerlendirmelerin eksik olmaması veya hatasız olması beklenemez. Hele bir de meseleye önyargıyla ve şartlanmış bir zihinle bakılıyorsa ortaya konulan tespit ve analizler gerçeklikten kopuk olacaktır. Öte yandan, şahısların bilgi ve birikimlerine göre yorumlamalarında da farklılıklar olacağını ve herkesin kendi baktığı pencereden gördüklerini yazacağını baştan kabul etmek gerekir. Okuyan, araştıran, düşünen insanların, meşgul oldukları ve dâhil oldukları akımlardan ve düşüncelerden etkilenmemeleri mümkün değildir. Dolayısıyla onlar, yorumlarını da değerlendirmelerini de buna göre yapacaklardır.