Bütün bunlar aynı zamanda bizde vefa ahlâkının yerleşmesini de sağlayacaktır. Zira Allah’a ve Resûlü’ne karşı vefalı olan bir kişinin, çevresine karşı vefasız olması mümkün değildir. İnsanlara karşı vefa hisleri gelişmeyen bir kişi, Allah ve Resûlü’ne de vefasız davranacaktır. Nitekim bir hadis-i şerifte insanlara teşekkür etmeyenin, Allah’a da şükretmeyeceği ifade edilir.134
Evet, önemli olan, vefayı bir ahlâk hâline getirebilmektir. Tamamen vefaya programlanan bir insanın nazarında bir bardak çayın kırk yıl hatırı olur. O, yapılan hiçbir iyiliği unutmaz. Kendisinden iyilik gördüğü kişileri her gördüğünde saygısını ifade eder. Hiçbir iyilik ve güzelliği karşılıksız bırakmaz. Çünkü ahlâk hâline gelen davranışlar, süreklilik arz eder. İnsan, bunları yapmakta çok zorlanmaz, tabiatıyla karşı karşıya gelmez, zikzaklar çizmez.
Evet, güzel davranışlara ayrı bir güzellik katan ve onları derinleştiren şey, onların mütemadi olmasıdır. Yani tabiatın bir yanı hâline getirilmesidir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de, خَيْرُ الْاَعْمَالِ أَدْوَمُهَا وَاِنْ قَلَّ “Amellerin en hayırlısı, az da olsa sürekli olanıdır.”135 buyurur. Yoksa insan bir dönem çok güzel ameller yapabilir. Fakat bunları karakter hâline getirmemişse, bir süre sonra terk eder.