İçeriğe geç

Bize düşen, –çokça kullandığımız bir tabirle ifade edecek olursak– herkesi kendi konumunda kabul etmek ve herkesin duygu ve düşüncesine saygılı olmaktır. Eğer insanların inanç ve düşüncelerini hedef alarak bombardımana başlarsanız, onları etrafınızdan kaçırır ve kendinizden uzaklaştırırsınız. Bundan hiçbir kazancınız olmadığı gibi bilakis yürüdüğünüz yolda güzergâh emniyetini de tehlikeye atmış olursunuz. Çünkü kaçırdığınız ve belki de kendinize düşman hâline getirdiğiniz bu insanlar, size yürüdüğünüz yolda emniyetle yürüme fırsatı vermezler. Kendi kendinize sun’î düşmanlar oluşturmuş olursunuz. Her köşe başında bir gulyabani gibi karşınıza çıkarak zihninizi, himmetinizi, enerjinizi dağıtırlar. Bu yüzden odaklanmanız gerekli olan işlerinize odaklanamazsınız. Kendi işlerinizle uğraşacağınıza, onların karşınıza çıkardığı yüz tane problemle uğraşmak zorunda kalırsınız.

İşte bütün bunlara sebebiyet vermek istemiyorsanız, farklı dünya görüşlerine sahip insanlarla barış ve huzur içerisinde bir arada yaşamanın yollarını araştırmalısınız. Bunun için de herkesin insanlığına saygı duymalısınız. Kimsenin kanaatlerine karışmamalısınız. Elinizle, dilinizle insanları rencide etmemelisiniz.

Mesleğin Muhabbetiyle Yaşama

Bediüzzaman Hazretleri, müspet hareketin ölçüsü olarak herkesin mesleğinin muhabbetiyle yaşaması fakat başkalarının mesleğine karışmaması ve onlara düşmanlık yapmaması gerektiğini ifade eder.11 Yani bir insanın yürüdüğü yolu hak ve güzel görmesi, başkalarının yolunu bâtıl ve çirkin görmesini gerektirmemelidir.

Evet, samimi bir mü’mine düşen, kendi inanç ve düşünce sisteminin muhabbetiyle yaşaması, delice bunlara bağlı olması ve yürekten sahip çıkmasıdır. Öyle ki onun duygu ve düşüncesi şu olmalıdır: “Allah’ım, her gün on defe ölüp ölüp dirilmeye razıyım. Yeter ki din-i mübin-i İslâm dünyanın dört bir yanında şehbal açsın.” Yolun, mesleğin muhabbeti budur. Sahabe-i kiramın hususiyeti bu idi. Kendi mesleklerine delice bağlı, seve seve o yolda ölmeye hazır idiler.

25