İçeriğe geç

Evet, Allah’a ulaşma ve kavuşma bir anlamda ölüme bağlı olduğu için bazıları bundan hoşlanmayabilir. Ölümün soğuk yüzü onlara itici gelebilir. Hâlbuki Mahbûb-u Hakiki’ye ulaşmak için, değil ölümden, kabirden, berzahtan; kandan irinden deryalardan geçilse, çok sarp yokuşlar tırmanılsa yine de değer. Çünkü bu, çok büyük bir mazhariyettir. Ölümden korkan veya nefret edenler, onun arkasında yatan güzelliklerden habersiz tali’sizlerdir. Zira ölümden nefret etme demek, aslında Allah’ın huzuruna çıkmayı kerih görme demektir.

Kâinattaki bütün güzellikler cilve-i cemalinin gölgesinin gölgesinin… gölgesi olan bir Zât-ı Zülcelal’e kavuşmayı arzulama, aslında mü’min olmanın bir gereğidir. Hz. Bediüzzaman, bırakalım Allah’a mülâki olmayı, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) kavuşma hakkında bile şöyle der: “Eğer ‘İmam Rabbânî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır.’ diye ziyaretine bir davet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binâenaleyh İncil’de ‘Ahmed’, Tevrat’ta ‘Ahyed’ Kur’ân’da ‘Muhammed’ ismiyle müsemma, iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmedler ile muhât olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatadır.”137 Hepimizi yaratan, kâinatı bunca güzelliklerle donatan, varlığı müthiş bir nizam ve intizam içinde var eden Hâlıkımıza kavuşma ise bunlarla ölçülemeyecek kadar derindir. Allah’a inanan bir insanın, O’na ulaşmayı, kavuşmayı arzu etmemesi düşünülemez.

269