İçeriğe geç

Gittiğimiz yol tevhid yoludur. Allah’ın varlığı ve birliği ile alâkalı mülâhazaları yeniden ihya etme yoludur. Çünkü onun temel dinamikleri yıllar boyunca örselenmiş ve çokları tarafından unutulmuştur. Bilinmelidir ki tevhid yolunda şirk mülâhazasıyla yürünmez. Şayet böyle bir yolda kalkar bir kısım meseleleri Allah’ın dışındaki şeylere (masivaya), sebeplere, egonuza bağlarsanız, bir müddet sonra Allah onları elinizden alır. Kurduk zannettiğiniz anda dünyanız başınıza yıkılır; siz de altında kalır ezilirsiniz. Bu sebeple Allah’ın nimet ve ihsanları çoğaldıkça, O’na karşı alâka ve irtibatın da güçlenmesi, O’nun dışındaki her şeyin mülâhazadan silinmesi gerekir.

Bediüzzaman Hazretleri sebeplerin yerini şu ifadelerle özetliyor: “İzzet ve azamet ister ki esbap perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında; tevhid ve celâl ister ki esbap ellerini çeksinler tesir-i hakikiden.”115 Başka bir yerde ise şöyle diyor: “Kudretin umûr-u hasise ile zâhiren mübaşereti görünmemek için perde olmak üzere esbap vaz’ edilmiştir.”116 Görüldüğü üzere sebepler sadece birer perdedir. İnsan, akıl nimetiyle serfiraz kılınmış ve eşref-i mahlûkat olarak yaratılmış olsa da onun fiilleri sebepten öte bir şey değildir. Dolayısıyla “Hüve”nin yerine “ben”in konulması Allah’a karşı büyük bir saygısızlıktır.

İnsan bu konuda en küçük bir yanlış mülâhazanın dahi zihnine musallat olmasına meydan vermemelidir. Çünkü bu mülâhaza yavaş yavaş büyüyerek insanı bir egoizma abidesi hâline getirebilir. İş buraya gelip dayandıktan sonra, insan kendi eliyle inşa ettiği bu kocaman putu artık kendisi bile kolay kolay kıramaz.

Allah “Ben” Diyeni Sevmez

220