Konuşma, söyleme, bir şey anlatma anlamındaki “kelâm” da Allah’ın kemal ifade eden sübûtî sıfatlarındandır. Bütün teşriî emirler, vahiy ve peygamber ilhamı türünden değişik tecellî dalga boyundaki bilumum emir ve istekler keyfiyetler üstü keyfiyetiyle hep o kelâm sıfatından gelmiştir. Kur’ân-ı Kerim, “İşte şu peygamberler.. Biz onların kimini kiminden üstün kıldık. Allah onlardan bazılarıyla konuştu; bazısını da derece derece yükseltti.”25, “Allah bir insanla sadece vahiy yoluyla konuşur veya ona perde arkasından hitap ederya da ona izni çerçevesinde dilediklerini vahiyde bulunacak bir melek gönderir.”26, “Sana anlatmadığımız daha nice elçiler gönderdik.. ve Allah Hz. Musa’ya hitap edip onunla konuştu.”27… gibi pek çok âyetiyle kelâm sıfatını sarâhaten, işareten ve zımnen nazara vermenin yanında; “Kuluna istediği şeyi vahyetti ha vahyetti.”28, “Hz. Nuh’a ve ondan sonraki nebilere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.. keza İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, onun ahfadına, İsa’ya, Eyyûb’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahiyde bulunduk.. Davud’a da Zebur’u verdik.”29, “Sana Arapça bir Kur’ân vahyettik ki ümmü’l-kurâ olan Mekke ve etrafını inzar edip uyarasın.”30… gibi beyanlarıyla da vahiy şeklinde tecellî eden kelâm-ı ilâhînin bütün enbiyâ-i izâm için aynı olduğu hakikatini hatırlatmaktadır.
Kur’ân-ı Kerim, o kelâm-ı ilâhînin, çağ, nebi ve ümmet çizgisinde bir tecellî ve tezahürüdür. Her ümmete o kelâm-ı rabbânînin bir tezahürü olmuştur; bu tecellînin arkasındaki sıfat ezelî olduğu gibi mesaj da ezelîdir ve mahluk değildir. Ehl-i Sünnet ulemâsınca bu ezeliyet “kelâm-ı nefsî” itibarıyladır; bizim kıraatlerimizdeki harf ve kelimeleriyle, kitaplardaki yazılarıyla değil. Böylesi kelâma, “kelâm-ı lafzî” denmiş ve mahluk sayılmıştır.
Dipnotlar
- 25Bakara sûresi, 2/253.
- 26Şûrâ sûresi, 42/51.
- 27Nisâ sûresi, 4/164.
- 28Necm sûresi, 53/10.
- 29Nisâ sûresi, 4/163.
- 30Şûrâ sûresi, 42/7.