Ayrıca O’na akl-ı evvel denmesi, mesajının mâkuliyetini, temsilinin mâkuliyetini, üslûbunun mâkuliyetini ve akla kapı açıp onun müşahede, mükâşefe ve işhâdına farklı bir değer vereceğini de hatırlatma sayılabilir. Bundan başka, o, hâricî vücudu nokta-i nazarından sadece ve sadece Hazreti Allâmü’l-Guyûb’un mâlumu olması itibarıyla da Ruh-u A’zam unvanıyla anılmıştır. Kütüb-ü sâlifede “sâhibü’s-seyf ve’l-kalem”3 evsâfıyla yâd edilmesi, O’nun kasemle ifade edilen kalem unvân-ı âlîsini almasına, melek evsâfıyla ittisaf etmesi de “Ruh-u Seyyidi’l-Enâm” pâyesiyle anılmasına vesile olmuştur.. evet, mâhiyet ve donanımı itibarıyla O, melekûtî yanı önde öyle bir vücûd-u necm-i nûrânî kahramanı idi ki, bu mazhariyeti açısından O’na melek demek bile az gelirdi. Beşer suretinde –tenezzül yanı Hakk’ın takdiriyle O’na ait– Kur’ân mesajıyla bize gönderilmesi O’nun vazife ve misyonu itibarıyla idi. O simâ-yı mümtaz ve ruh-u mübeccel, bu sorumluluğunu Hakikat-i Muhammediye (aleyhissalâtü vesselâm) unvân-ı âlîsiyle ekmeliyet ve etemmiyet zirvesinde eda ettikten sonra da اَللّٰهُمَّ الرَّفِيقَ الْأَعْلَى4 diyerek vücûd-u câvidânîsiyle ruhanî ve uhrevî seyahatini “beka billâh maallah” şâhikalarında sürdürmek üzere Rûh-u Enver’inin ufkuna yürüdü. Evet O, varlık, eşya ve insanlık âlemi adına ilâhî ilk tecellîydi; mesajı ve hükmüyle de hakikate son noktayı koyan bir söz kesendi. Nizâmî ne hoş söyler: “Kâinat şiiri O’nun adına tanzim edildi, hükmü de bir kafiye gibi sonunda geldi.” Bu hususu ifade sadedinde bir hoş söz de İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri söyler:
Dipnotlar
- 3Bkz.: Kadı Iyâz, eş-Şifâ 1/235.
- 4“Allahım, yüce dostluğuna.” (Buhârî, meğâzî 84, daavât 29, rikak 41; Müslim, fezâilü’s-sahâbe 87)