İçeriğe geç

Şeriat, sırr-ı ubûdiyete sadık kalmak ve emre itaat esprisine bağlı yaşamak; hakikat, Hakk’ın rubûbiyetini gönül rızasıyla karşılamak ve oturup kalkıp رَضِينَا بِاللّٰهِ رَبًّا وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا وَبِمُحَمَّدٍ رَسُولًا“Rab olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak da Hz. Muhammed’den (aleyhissalâtü vesselâm) razı olduk.”2 ahd ü peymânında bulunmaktan ibarettir. Hakikat ufkuna bağlanmayan şer’î nizam çok defa semeresiz, şeriata mukayyet olmayan hakikat de neticesizdir.

Diğer bir yaklaşımla, şeriat, Cenâb-ı Hakk’ın ibâdına bir teklifler mecmuası; hakikat ise, onda esrar-ı ulûhiyetin görülüp okunmasıdır. Ebû Ali Dakkak Hazretleri’nin de ifade ettikleri gibi إِيَّاكَ نَعْبُدُ“Biz yalnız Sana ibadet ederiz.”3 hudud-u şeriata riayeti ve إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ“(Her hususta) yardımı da sadece Senden isteriz.”4 ise ufk-u hakikate işareti tazammun etmektedir. Hâsılı:

“İç içedir şeriat ve hakikat,
Bu ufka ileten yoldur tarikat;
Yollarda yolcuya azık mârifet,
Ötesi sadakat, ihlâs ve gayret..”
(Livâî)

Bir diğer yaklaşımla şeriat, iman-ı kâmil, amel-i salih; hakikat ise, bi’l-mukabele bu iman ve aksiyon erlerinin Cenâb-ı Hak tarafından görülüp gözetilmeleri, onların da küllî bir şuurla buna karşılık vermeleridir. İman ve amel olmadan ilâhî riayet ve kilâet beklentisi bir kuruntu, O’nun teveccühüne güven olmadan şer’-i şerifin ağır tekâlifine katlanmaksa çok zordur. Bazıları, “Hakikatsiz şeriatı ikame pek güç, şeriatsız hakikat de imkânsızdır.” deyip çıkmışlardır işin içinden.

47