lanma ve ayrışmalar ne zaman bitecek?” diyen ve bunları derken de kaderden şikâyet etmeyen muzdarip ruhlar…Evet, bir taraftan toplum çapında yaşanan iç içe kırılmaları görüp bunun derdini, sancısını çekmeli diğer yandan da rıza ufkundan ayrılmamalı, kaderi tenkit edecek tavır ve davranışlara girmemeli. Her zaman, “Rab olarak Allah’tan, din olarak İslam’dan, peygamber olarak Hz. Muhammed’den razı olduk.” demeli, Allah’ın takdirine saygı göstermeli. Şunun iyi bilinmesi gerekir ki, arzu edilen güzelliklerin hâsıl olmasında murad-ı ilahî esastır. Allah, icraat-ı sübhaniyesini bizim keyfimize göre yürütmez, âdet-i sübhaniyesinin gereğini yapar.Evet, her hâdise, murad-ı ilahiye bağlı olarak vukua gelir. Burada kullar olarak şart-ı âdi planında bize düşen ise, esbap planında elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra, uğursuz ağızlara ilahî bir fermuar vurulması, zulüm ve gadirlerin sona ermesi adına inleme, kıvranma, sızlanma ve dua dua Allah’a yalvarmadır. Allah (celle celâluhû) yüce beyanında dara düşmüşün, ıztırar hâline duçar olmuşun duasına icabet edeceğini buyurur.94 Allah, yapılan dualar kabul ufkuna ulaştığında hiç beklenmedik nice sürpriz lütuflarda bulunur. Samimi müminlerin namını, yeryüzünde bir hoş seda kılar.Hülasa; nerede ve ne yaşıyor olurlarsa olsunlar, insanlığın dertleriyle dertli yüce ruhlara düşen; bir taraftan bütün himmet ve gayretlerini insanlığın yaşadığı problemleri tamir ve ıslah etmeye hasretmek, diğer yandan da ızdırapla Cenab-ı Hakk’a iç dökmek, insanlığın içinde bocaladığı iç içe olumsuzlukları vicdanlarında duyarak mütemadiyen, “Allah’ım, çare Sensin, bizi Sensizliğe mahkûm etme!” deyip inlemektir.
Dipnotlar
- Neml Sûresi, 27/62.