İçeriğe geç

Allah zalime mehil üstüne mehil verir; fakat bir kere de yakaladı mı artık onun iflahını keser. Allah’ın onlar hakkındaki hükmünün gelmesi, zalimlerin cezalandırılmasıyla ilgili icraat-ı ilahiyenin başlaması artık sözün bittiği yerdir. O varsa gam u kedere ne hacet!Esasında dert ve ızdırap çeken sadece bizler değiliz. Şimdiye kadar başta enbiya-i izâm efendilerimiz olmak üzere niceleri benzer şeyleri yaşamıştır. İnsanlığın İftihar Tablosu’na (sallallâhu aleyhi ve sellem) yapılmadık kötülük kalmamıştır. Başlara taç olan, meleklerin bir adım geriye çekilip karşısında el pençe divan durdukları, çok yüksek bir izzet ve onura sahip o yüce kâmete öyle eza ve cefalarda bulunmuşlar ki, Hz. Ebû Bekir bunları yapan zalim ve mütecavizlerin nasıl olup da cezalandırılmadığını düşünüp yukarıda da ifade ettiğimiz gibi “Mâ ahlemeke yâ Rabbenâ” demiştir. Demek ki o, yapılıp edilenlere bir izah bulmakta zorlanıyordu. Bize ebedî kurtuluşu göstermek, dünyamızı aydınlatmak, hakikatlere karşı gözümüzü, kulağımızı açmak, ihsas ve ihtisaslarımızı güçlendirmek için gönderilen bir peygambere nasıl olur da bunlar yapılır, diyordu. Onca cevr u cefaya karşı “Mâ ahlemeke yâ Rabbenâ.” sözüyle soluklanıyordu.Evet, vaziyet ne olursa olsun biz kendi karakterimizin gereğini sergilemeliyiz. Zalimleri Allah’a havale etmeli, işi O’na bırakmalı ve O’nun hikmetine râm olmalıyız. Ne kin ve intikam duygularıyla kalb ve ruh dünyamızı kirletmeliyiz ne de yakışıksız sözlerle dilimizi. Ne kadar sıkıntı ve zorluk yaşarsak yaşayalım, mülayemetten ayrılmamalı, başkalarını tebessüm sadakasından mahrum bırakmamalıyız. Tokadîzâde Şekip, “Gülsem de içimden ağlarım ben / Sızlar yüreğim yüzüm gülerken.” der. İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem), mübarek sinelerinde değirmen taşları dönerken, ızdırapla kıvrım kıvrım kıvranırken dahi tebessüm bekleyenlerden tebessümünü hiç eksik etmemişti. İradesinin hakkını vermiş, içinde kaynayıp duran ızdırapları bastırmasını bilmiş ve bunları muhataplarına aksettirmemişti.O’nun ızdırabı neye karşıydı? Neydi O’nun gece uykularını kaçıran, gündüz hafakanlarını kabartan derdi? Evet, O’na asıl ız-

126