İçeriğe geç

dırap yaşatan şey, insanlığın önü alınamayan bir sele yakalanmış gibi başını alıp Cehennem’e doğru sürüklenmesiydi. Cennet’e giden yolları ıskalamasıydı. İyilik ve güzelliklere kapalı, kötülük ve çirkinliklere açık durmasıydı. O, insanların akıllarını başlarına almaları için âdeta ölüp ölüp diriliyordu. Fakat buna rağmen her zaman mütebessimdi. Çevresine tebessümler yağdırmak suretiyle gözlere sürûr, gönüllere inşirah veriyordu.

Muzdarip Ruhlar

Günümüzde insanı ızdıraba gark edecek o kadar çok sebep var ki! Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle toplumun ‘künde künde üstüne devrilmesi’92 karşısında nasıl ızdırap duymayacaksınız! Etrafta kızıl kıyametler koparken beri tarafta çoklarının hiçbir şey yokmuş gibi hâlâ keyif, zevk ve lezzetlerine bakmaları karşısında nasıl sancı çekmeyeceksiniz!Himmeti milleti olan nice büyük zat, ruhunun derinliklerinde böyle bir ızdırap yaşamıştır. Bu, peygamberane bir ızdıraptır. Buna kutsal ızdırap veya kutsal hafakan da diyebilirsiniz. Zira insanlığın genel ahvali karşısında duyulan böyle bir iç sıkıntısının dakikaları, hatta saniyeleri, ibadetle geçirilen bir güne tekabül edebilir. İnsanlığın elinden tutma, gözlerindeki perdeyi sıyırıp onlara gerçekleri gösterme, kulaklarını açıp hak ve hakikati duymalarını temin etme uğruna çırpınıp durma ve ızdırapla iki büklüm olma Allah katında öyle değerlidir ki, Süfyan b. Uyeyne, “Allah bazen muzdarip bir vicdanın sızlaması ile bütün bir ümmeti bağışlar.” der.93

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, başkalarının derdiyle dertlenen bu muzdarip ruhlardır. Toplum çapında üst üste yaşanan yıkımları, devrilmeleri görebilen ve bunların ızdırabını ruhunun derinliklerinde duyabilen, bundan ötürü uykuları kaçan, gece kalkıp deli gibi koridorlarda dolaşan, “Ne olacak bu milletin hâli? Bu hezeyan ne zaman sona erecek? Şu parça-

127