İçeriğe geç

farkında değiller. Çok laubali ve gafil bir toplum hâline geldik. Millete nasihat edenler de çok farklı değil; onlar da gaflet içindeler. İmanın kadr u kıymeti bilinmiyor. Âlem-i İslam’ın maruz kaldığı felaketlerin farkında değiliz. Başkalarının imanını dertlenmediğimiz gibi, kendi imanımız adına da endişe taşımıyoruz. Ben bugüne kadar başını yere koymuş, “Allah’ım bahtına düştüm, Sana kurban olayım, elli defa canımı al ama ne olur imanımızın zerresini zayi etme!” diyen bir insanla karşılaşmadım. Dine isabet eden musibetler karşısında bir müminde görmeyi arzu ettiğim heyecanı göremiyorum. Kaçımız miraç yapıyor gibi namaz kılıyor? Kaçımız tenha zamanlarını tefekkürle derinleştiriyor? Kaçımızın bakışlarında, dinleyişlerinde, sözlerinde ulvî mânâlar nümayan?Bundan anlıyorum ki biz dinî meseleleri çok fazla önemsemiyoruz. Bağlı gibi göründüğümüz değerlere tam anlamıyla inanmamışız. Hâlbuki sahabeden kaç kişi münafık olabileceği endişesini taşıyor, selef ulemasından niceleri imansız ölmekten korkuyordu. Biz aktüel meseleler içinde boğulur, zihin kirliliği yaşar ve vaktimizi dedikodu ve gevezelikle zayi edersek, hiç farkına varmadan kendi meselelerimizin, özümüze ait değerlerin yabancısı hâline geliriz. Dine isabet eden musibetleri göremez, bu konudaki hassasiyetimizi kaybederiz. Bırakalım başkalarının imanını kurtarmayı, âlem-i İslam’ın dertleriyle dertlenmeyi, kendi uhrevî hayatımızı ve ebedî saadetimizi bile düşünemeyiz. Bu yüzden kuvvetli bir şekilde silkinip kendimize gelme, kendimiz olma mecburiyetindeyiz. En azından meslekleri itibarıyla zeminini imanın teşkil ettiği bir yolda yürüyen insanlar bu konularda daha hassas olmalı. Hep iman arayışında olan bizler aradığımızın onda birini bile bulamamışsak, başkalarına da anlatacak çok fazla bir şeyimiz yok demektir. Eğer tahsil ettiğimiz ilim, okuduğumuz kitaplar kalbde bir heyecan oluşturmuyor ve bizi imanî hakikatlere ulaştırmıyorsa, onların da bir faydası yok demektir. Bizlere bencillik aşılayan, egomuzu büyüten, sağda solda gevezelik yapma

71