İmam Şafiî de, böyle bir teklifle karşılaşmamak için elinden gelen her gayreti göstermişti.2 O, kendi insanı içinde parya gibi yaşamayı kabul etmiş ve bütün zorlamalara rağmen devlet eliyle verilecek her türlü makam ve mansıbı geri çevirmiştir. Onun için de hayatını sıkıntılar içinde geçirme zorunda kalmıştır. Sağa-sola gidip gelirken kimseye görünmeden ve mümkün mertebe bulunduğu yeri belli etmeden yaşamaya çalışmış ve bir ölçüde, İmam Azam’ın başına gelenlere maruz kalmamaya çalışmıştır.
İmam Ahmed İbn Hanbel’in Kur’ân uğruna verdiği mücadele ise, tarihin hafızasından hiçbir zaman silinmeyecektir. O “Kur’ân mahluk değildir.” demiş ve bu sözünde ömür boyu direnmiştir.3 İdare-i kelâm edip tariz denebilecek ifadeler kullansa, işin içinden çıkması gayet kolaydı ama, o bunlardan hiçbirine tenezzül etmemiştir.
O, bize bir hatırasını şöyle anlatır:
“İlk günlerde sırtıma kamçı vurulurken dayanamıyor ve bağırıyordum. Bir defasında hapishaneye bir şakî getirdiler. O şakî bana şöyle dedi: ‘Yâ imam! Sen buraya, doğru bildiğin bir mesele için getirildin ve kırbaçlanırken bağırıyorsun. Hâlbuki ben, doğru olmayan bir suçla buraya getirildim. Ve en az sana vurdukları kadar bana da vurdular ve vuruyorlar. Ama ben hiç sesimi çıkarmıyorum.’ Ondan sonra, ne zaman beni kırbaçlamaya başlasalar, hep o şakînin sözü aklıma gelirdi; gelirdi de dişimi sıkar ve kırbaç altında kaldığım en şiddetli zamanlarda dahi sesimi çıkarmamaya çalışırdım.”
Dipnotlar
- 2 Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 9/112.
- 3 Bkz.: Ebû Nuaym, Hilyetü’l-evliyâ 9/206, ez-Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nübelâ 11/239-240.