İskilipli Âtıf Efendi ile hapishanede beraberdik. Hoca, devrinin kültürüne vâkıf, kalem erbabı bir insandı. Son duruşma için çok ciddî bir müdafaa hazırlamıştı. Ertesi gün mahkemeye çıkacak ve hakkında verilecek karar da belli olacaktı. Sabah namazından sonra İskilipli, hazırladığı müdafaa metnini parça parça etti ve götürüp çöp sepetine attı. “Ne oldu, niçin yırttın?” diye sordum. Bana şu cevabı verdi: “Bu gece rüyamda Fahr-i Kâinat’ı gördüm. Ben oturmuş müdafaa yazıyordum. O da bana hitaben: ‘Âtıf, nedir bu tehâlükün? Yoksa bize gelmek istemiyor musun?’ dedi. Ben de: ‘İstemez miyim yâ Resûlallah!’ dedim. Artık benim O’na kavuşma vaktim gelmiş demektir, müdafaaya ne gerek var!”
O günkü mahkemede Âtıf Efendi’nin idamına hüküm verilir, ama o derin bir huzur içindedir ve idam fermanını gülerek karşılar. Çünkü verilen hüküm onun Resûlullah’a kavuşmasını temin edecektir. Altına böyle bir burak çekilen insan niye sevinmesin ki! Doğru bildiği yolda yürüyen, her menzilde Hak rızasını gözeten, her adımda Allah ve Resûlü’nün teveccühlerini yakaladığına inanan niye huzur içinde olmasın ki! Böyle bir kahramanı öldürebilirler; ancak asla mağlup edemezler. Evet, tebliğ adamı neticede onu muvaffakiyete götürecek işte bu ruh safveti ve duruluğunu her zaman muhafaza etmelidir.
Kendini Allah’a adayan ve sadece O’nun rızasını kazanmaya çalışan, bugün olmasa da yarın ötede mutlaka her istek ve arzusuna kavuşacaktır. O’nu bulan neyi kaybeder ki!.. Aksine bir insan O’nu bulamamışsa bütün dünya onun olsa dahi ne değer ifade eder ki!..