Meselâ Süfyan-ı Sevrî, çok mahzun ve mükedderdir. Kendisine üzüntüsünün sebebi sorulunca şu cevabı verir: “Ben bu kadar insanı önüme aldım, onlara hadis, fıkıh ve tefsir okuttum. Fakat gördüm ki, bu insanların çoğu kadılık veya bir başka memuriyet alıp devlete intisap ediyorlar. Bu durum beni çok üzüyor. Yarın mahşer gününde, onların yaptıklarının hesabı da benden sorulur diye çok korkuyorum.”5
Süfyan-ı Sevrî’nin, Halife Harun Reşit’e yazdığı mektup ise hepinizin malumu ve örnek bir davranış remzidir. Harun Reşit halife olur. Bir eski dostu ve arkadaşı olan Süfyan’ın da kendisine gelip biat etmesini bekler. Elbette ki böyle bir dostluk hatırına bu onun hakkıdır. Ama Süfyan hiç de onun gibi düşünmez. Derken Harun Reşit artık dayanamaz ve bir mektup yazıp Süfyan-ı Sevrî’ye gönderir. Mektubunda biraz da ona sitem ederek: “Herkes geldi biat etti, alacağını aldı. Hâlbuki benim gözlerim hep seni bekledi durdu.”
Süfyan, gelen mektubu kendisi açıp okumaz. Talebelerinden birine okutur. “Bir zalimin yazdığı mektuba ben el süremem.” der. Sonra da cevabı aynı kâğıdın arkasına yazdırır. Talebesi, kirli bir kâğıda, halifeye gidecek mektubu yazmak uygun olmaz mânâsına itirazda bulunursa da, bu büyük insan ona şu cevabı verir: “Eğer bu kâğıt milletin malından alınmışsa onu geri göndermiş olacağız. Eğer kendi malından ise benim onun için harcayacak param yok…”
Sonra da şunları dikte ettirir:
Dipnotlar
- 5 el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 1/57.