اِتَّبِعُوا مَنْ لَا يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُمْ مُهْتَدُونَ
“Kendileri hidayette olan ve sizden de hiçbir ücret istemeyen bu insanlara uyun.”2 der.3 Kur’ân bu hâdiseyi naklederken yukarıda zikrettiğimiz âyetiyle, tebliğcide olması gereken iki şartı, daha doğrusu tebliğcinin iki vazifesini daha nazara verir. Bunlardan birincisi, evvelâ tebliğcinin kendisinin hidayette olması, ikincisi ise, yaptığı tebliğ mukabilinde kimseden bir şey istememesi.
Evet, namazsız bir insan mürşit ve mübelliğ olamaz. Zira ibadetlerini kusursuz yerine getirmeyen bir adamın dedikleri dinlenmez ve tesir de etmez. Kursağına riba, rüşvet, haram kazanç gibi şeyler giren bir insan da asla mürşit olamaz. Dünyevî hayatın israf ve konforu içinde bulunanlar ki, ahiretleri adına kendileri irşada muhtaçtırlar, nasıl mürşit ve mübelliğ olabilirler ki!
Evet, hayat standartlarını, Sevad-ı A’zamın hayat seviyesine göre ayarlamayan insanların, Peygamber’in ve onun nurlu ashabının yolunda gittikleri söylenemez. Böylesi insanların davranışları ve söyledikleri yalandır ve yalanla da hiç kimse doğruyu bulamaz. Doğruyu kendi bulamamış olanın, başkalarına doğruyu buldurması ise kat’iyen mümkün değildir.
Tebliğ adamı, doğruyu gösteren sabit bir tabela gibidir. Onun hayat ve yaşayışını gören herkes, rahatlıkla onun simasında doğrunun ve doğruluğun şekillenmiş hâlini de görür ve bulur. Daha doğrusu görmeli ve bulmalıdır.
Dipnotlar
- 2 Yâsîn sûresi, 36/21.
- 3 Bkz.: Abdurrezzak, Tefsîru’s-San’ânî 3/141; et-Taberî, Câmiu’l-beyân 22/159; İbn Ebî Hâtim, et-Tefsîr 10/3192.