İçeriğe geç

Ezcümle; mü’min alâka ve irtibatını, karşısındaki insanın Rabbiyle olan münasebetlerini ölçü birimi yaparak ayarlar. Rabbinden kopuk insanlarla şahıslarından ötürü o da irtibat kuramaz ve hakikî mânâda onlarla dost olamaz. Bunun en asgarî seviyedeki alâmeti, münkere kalben buğzetmektir. Ve aynı zamanda bu kalbî infial de, süreklilik istemektedir.

Öyle ise biz de, sahabe gibi davranmak zorundayız. Bir yerde, terazinin bir kefesinde Allah (celle celâluhu) ve Resûlüllah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait muhabbet, diğer kefesinde de bize yakın fakat Allah’tan uzak insanlara muhabbet varsa; hiç tereddüde düşmeden, Allah ve Resûlullah’a ait muhabbetin bütün ağırlığıyla kalbimizde kendisini hissettirmesi gerekir. Mesele sadece muhabbet meselesi de değildir. “Emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yoluyla, hak ve hakikat her şeyin üstünde tutulacak, elin yettiği yerde el, dilin yettiği yerde de dil kullanılacaktır. Bütün bunların olmadığı yerde ise, kalbî alâka kesilecek ve karşı tarafla bütün dostluk bağları yeniden gözden geçirilecektir. Ve bilinecektir ki, şahsına ait olmak üzere birine karşı duyulan alâka, Allah ve Resûlü’ne karşı duyulan alâkaya zıtsa, hep kendi aleyhine işleyecek ve onu yiyip bitirecektir.

İşin diğer bir yanı da bu vazifenin şümûlüdür.. yani bu “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesi aynı zamanda devamlılık içinde devletin de sorumlulukları arasındadır.

40