İçeriğe geç

Hz. Osman’ın hilâfeti zamanında okunuş ihtilafından dolayı tereddüt hâsıl oldu. Resûl-i Ekrem bir hadislerinde: إِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ أُنْزِلَ عَلَى سَبْعَةِ أَحْرُفٍ“Kur’ân yedi harf üzerine nazil oldu.”8 buyurmuştu. Bu ‘yedi harf’le ne kastedilmiş olursa olsun –ister kelimelerin değişik şekillerde, kabile fonetiğine ve ağızdan çıkış yeri anlayışına göre okunması; isterse Kur’ân-ı Kerim’in içindeki emir, nehy, vaad, vaîd, lehçe, şive, eda veya daha başka şeyler olsun– Kur’ân-ı Kerim’in değişik şekillerde okunması Müslümanlar arasında birtakım anlaşmazlıkların doğmasına sebep oldu. Bunun üzerine Huzeyfe (radıyallâhu anh), Hz. Osman’a (radıyallâhu anh) müracaat ederek; “Müslümanlar arasında ciddî bir ihtilâftan endişe ediyorum. Kur’ân’ın nüshalarını çoğaltıp, bunları çeşitli mıntıkalara gönderelim, halk ihtilâfa düşmesin.” dedi. Hz. Osman da Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr ve İbn Âs’dan oluşan bir heyet kurdu. Kur’ân-ı Kerim de bu heyet tarafından yedi nüsha hâlinde çoğaltıldı; yani aynı Kur’ân’dan yedi tane daha yazıldı. Bu nüshalar, tabiî ki Hz. Ebû Bekir zamanında yazılan Kur’ân’ın aynısıydı. Nüshalar çeşitli İslâm memleketlerine gönderildi.9

O günden bugüne Kur’ân-ı Kerim aynı şekliyle muhafaza edilmektedir. Esasen Allah (celle celâluhu) şu âyet-i kerimede de belirttiği üzere, onu teminat altına almıştır: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ“Kur’ân’ı Biz indirdik, andolsun ki onu muhafaza edecek Biziz.”10

Allah (celle celâluhu), Kur’ân’ı kıyamete kadar koruyacaktır. Biz Kur’ân’a sahip çıkarsak, Kur’ân bizimle korunmuş olur. Böylece evimiz ve memleketimiz onun nuruyla aydınlanır. Evet, onu başımıza taç yapıp koyabilirsek, bütün insanlığın başına taç olma mazhariyetine erebiliriz.

22