Kur’ân-ı Kerim yirmi üç senede indi. İnişi boyunca bazen kemik parçalarına, bazen kabuğu soyulmuş hurma ağaçlarının tahtalarına, bazen de o günün iptidaî (ilkel) kâğıtlarına yazılıyordu. Ayrıca o devirde, inen her âyeti ânında ezberlemek suretiyle Kur’ân’ın tamamını ezberleyen de pek çoktu. İbn Mesud, Zeyd b. Sabit, Übey b. Ka’b, Hz. Osman ve daha yüzlercesi, Kur’ân’ın tamamını ezberlemişlerdi.6 Bir âyet indiği zaman, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) vahye dayanarak: “Bu âyet falan sûrenin şu âyetidir.” derdi. Onlar da bu âyeti oraya kor, ona göre ezberlerlerdi. Kur’ân-ı Kerim’in sûreleri de yine vahye dayanarak sıralanmıştır.7 Aynı zamanda eşsiz mucizeler kaynağı olan bu ilâhî kelâm, sahabenin göğsünde, ellerindeki kâğıtlarda, hurma ağacında veya kemikler üzerinde yazılı ve dolayısıyla korunmuş bulunuyordu. Yemame Harbi’nde kurrâ denilen hafızlardan pek çoğu şehit olunca, Hz. Ömer ciddî bir endişeye kapıldı. Bir gün bu endişesini Hz. Ebû Bekir’e şöyle açıkladı:
– Ey Allah’ın Peygamberi’nin halifesi! Yemame’de şu kadar Kur’ân hafızı şehit oldu. Eğer önümüze çıkan birkaç vak’ada bir kısmı daha şehit olursa, Kur’ân-ı Kerim’in tamamını bilen hafızlar kalmayacağından ve Allah Kelâmı’nın unutulacağından endişe ediyorum.
– Yâ Ömer, ne yapmamı istiyorsun?
– Kur’ân-ı Kerim’i toplayıp bir araya getirelim ve hemen yazalım. Kur’ân’ı hafızların kafalarına bırakmayalım. Yoksa onlar ölür gider, Kur’ân-ı Kerim de zayi olur.
Dipnotlar
- 6 Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 8. Teferruatlı bilgi için bkz.: İbn Hacer, Fethu’l-bârî 9/48-52.
- 7 Tirmizî, tefsîru sûre (9) 1; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/57.