İbn Abbas da başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakleder: إِنْ تَتُوبَۤا إِلَى اللّٰهِ فَقَدْ صَغَتْ قُلُوبُكُمَا وَإِنْ تَظَاهَرَا عَلَيْهِ فَإِنَّ اللّٰهَ هُوَ مَوْلٰيهُ وَجِبْرِيلُ وَصَالِحُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمَلٰۤئِكَةُ بَعْدَ ذٰلِكَ ظَهِيرٌ“Eğer ikiniz Allah’a tevbe ederseniz, kalbiniz gerçekten (tevbeyi gerektiren bir yöne) kaymıştı (öyleyse tevbe etmeniz gerekir). Ve eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka olursanız, (bilin ki) O’nun dostu ve yardımcısı; Allah, Cibril ve mü’minlerin iyileridir. Bunun ardından melekler de O’na arkadır.”4 âyetinde anlatılan iki kadının Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) aleyhinde anlaşma gibi bir tavra girmeleri zihnimde sorular meydana getirmişti. Meseleyi Hz. Ömer’den öğrenebilirdim. Ancak heybetinden dolayı yanına sokulup bunu bir türlü ona soramıyordum. Her nasılsa bir gün fırsatını buldum. Hz. Ömer’i uygun bir pozisyonda yakaladım ve:
– Ey mü’minlerin emîri! Bu âyet-i kerimede anlatılan kadınlar kimlerdir? dedim.
– Hz. Âişe ve Hz. Hafsa, diye cevap verdi.5
Daha bunlar gibi binlerce misal verilebilir… Sahabe ve tâbiîn, Kur’ân-ı Kerim’in bir hakikatini tam kavrayabilmek için, günlerce, haftalarca, aylarca, hatta senelerce bu hakikatin arkasından koşuyor, onu bulacağı âna kadar durup dinlenme bilmiyordu.
Dipnotlar
- 4 Tahrîm sûresi, 66/4.
- 5 Müslim, talâk 30; Nesâî, sıyâm 14; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/33.