Hz. Ebû Bekir ise meselenin hassasiyeti karşısında tir tir titriyordu. “Ben Allah’ı kendi adıma ve hesabıma konuşturursam, hangi yer beni taşır, hangi gök beni gölgelendirir.” diyen Hz. Ebû Bekir, bu teklif karşısında irkilmiş ve birdenbire aslan gibi kükreyerek: “Yâ Ömer, bana neyi teklif ediyorsun? Resûlullah devrinde yapılmayan bir şeyi bana nasıl teklif edebilirsin?” demişti.
Hz. Ömer uzun uzun işin önem ve nezaketini anlattı. Hz. Ebû Bekir sonrasını şöyle anlatıyor: “Vallahi Ömer bu mevzuda isabetli imiş. Allah benim kalbime de inşirah verdi. Artık benim kalbim de bu işe yatmıştı. Anladım ki, Kur’ân-ı Kerim’in muhakkak cem edilmesi (yani bölük bölük sayfaların toplanıp bütün bir kitap hâlinde bir araya getirilmesi) lâzım.”
Bu işi kim yapacaktı? Beraberce düşündüler ve Zeyd b. Sabit’te karar kıldılar. Zeyd (radıyallâhu anh), Resûl-i Ekrem’in, Kur’ân’ına itimat ettiği hafızlardandı. Zeyd b. Sabit anlatıyor: “Halife beni çağırmıştı. Yanında Ömer (radıyallâhu anh) başını aşağıya eğmiş bekliyordu. Halife, bana Kur’ân’ı cem etme teklifinde bulundu. Bu teklif karşısında irkildim, ürktüm. ‘Bana, Allah Resûlü’nün devrinde yapılmayan bir şeyi teklif etmeyin’ dedim. Nihayet Ebû Bekir işin ciddiyeti ve lüzumunu anlattı. Bu mesele benim de içime yattı ve lüzumuna ben de inandım.”
Hz. Ebû Bekir, bütün hafızları toplayıp bir araya getirdi. Herkesin yanındaki Kur’ân bölümleri bir araya getirildi ve şûrâya (uzmanlar meclisine) sunuldu. Çalışmaların sonunda, bütün bir kitap hâlinde bir araya getirilen Kur’ân üzerinde ittifak hâsıl oldu. Kur’ân’daki sûre sûre, âyet âyet sıralanış, sahabenin tam bir ittifakı ile meydana geldi.