İçeriğe geç

Bir misalle, bu hususu biraz daha açalım; meselâ, konuşma, görme, duyma, tatma vb. melekelerin insanda farklı bir yanı vardır ki, insan onunla her şeyin üstündedir. Gerçi Aristo, insana “hayvan-ı nâtık/konuşan canlı” demiştir. Bunun doğruluğu veya yanlışlığı tartışılabilir. Ancak şurası bir gerçek ki, nutk/konuşma, düşünmeyi de tazammun eder. Düşünmeyen bir varlığın konuşması tahayyül edilemez. O açıdan daha sonra gelen mantıkçılar, insana konuşan değil de, “tefekkür eden canlı” demişlerdir. Şimdi bunlar bir tarafa, konuşma, insanı insan yapan, kültür ve medeniyetlerin devamını sağlayan, dolayısıyla da atalarımızdan devraldığımız, şu kurulu düzenin temelini oluşturan unsurlardan biri, belki de en önemlisidir. Zira insan dünden bugüne inançlarını, duygularını, düşüncelerini hep konuşarak beyan ve ifade etmiştir. Eline kalemi alıp, o beyanları yazıya dökmeseydi bugün bize ne kalırdı ki! Zaten اِقْرَأْ “Oku!”32 emri ile عَلَّمَهُ الْبَيَانَ*خَلَقَ الْإِنْسَانَ “İnsanı yarattı, ona beyanı öğretti.”33 âyetleri de gayet sarih bir şekilde bu hakikati ortaya koymaktadırlar.

İşte yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi, insan, sadece sahip olduğu konuşma melekesinin, insanlık tarihi boyunca ortaya koyduğu zengin mirasa bakarak, Allah’a vasıl olabilir. Yeter ki, vicdanında bu işe uyanmış olsun.

Dünya-Ukbâ Muvazenesi

55