İçeriğe geç

Bunu bahsini ettiğimiz âyetle irtibatlandıracak olursak, insan şirk, zina, katl vb. büyük günahları işlemiş dahi olsa, Rabbisine yöneldiği takdirde, velilik mertebesine kadar her şeyi yeniden ihraz edebilecek bir konuma yükselebilir. Âyet, inabe, iman ve salih amel çizgisi ile bizlere bu hedefi göstermekte ve onu yakalamaya bizleri teşvik etmektedir.

Mârifet Ufku

Varlığın en küçük parçasında bütün bir varlığı hissedebilmek, o varlığın ifade ettiği mânâyı alıp ondan bir mârifet usâresi elde etmek, yakalanması gerekli olan bir ufuktur. Bunun için evvelâ insan vicdanında her şeyi mârifete çevirebilecek mekanizmayı harekete geçirmelidir. Bundan sonra kâinat, ne kadar geniş, ne kadar derin de olsa o müthiş kesret içinde bile insan, ilâhî tecellilere muttali olabilir ve bunun üzerine kendi mârifet peteğini örgüleyebilir; örgüleyebilir ve ister mârifet adına ister Cenâb-ı Hakk’ın esmâ, sıfat ve zatını görme adına bütün cihanlarda görebileceği hakikatleri bir damlada görebilir. Bunca ilâhî sanatlarla iç içe olup da bu güzelliklerin arkasındaki Sâni-i Hakim’i idrak edemeyenler ise, deryada yaşadıkları hâlde deryayı bilmeyen tâli’sizlerdir.

İnsanın benliği, Cenâb-ı Hakk’ın varlığını aksettiren çok önemli bir menşûr (prizma)dur. Çünkü hakikat, insanın mahiyetinde kendi azametine uygun vahidî tecelli ile mün’akis değildir ve bu tecelliler için de aynı tabiri kullanarak onda da bir “tenezzülât-ı ilâhiye ilâ idraki’l-beşer” meselesi söz konusudur. Bu açıdan herkes, hakikati büyük ölçüde kendi seviyesine göre soluklar.

49