İnsanların ve topyekün dünyanın İslâm’a uyanması için, Hz. Sadık u Masduk’un takip ettiği çizgide bir yol ve metot takip etmek gerekir. Hz. Sahib-i Hakikat’ın ifadesiyle, “Bir tek insanın hak ve hakikate uyanması, yeryüzünde yığın yığın koyunların ve develerin tasaddukundan daha hayırlıdır.”4 Çünkü bir insanın hidayetine vesile olmak, daha dünyada iken onun vicdanındaki Cennet’i ona duyurmak, ahiretteki Cennet’e de onu hazırlama demektir. Bu sebeple bu irşat ve tebliğ faaliyetlerini bir plân ve program dahilinde ve hiç doyma bilmeden yapmak, herkesi doyuracak noktaya ulaştığında da “Hel min mezid –Daha yok mu?” demek, çok yüksek bir idrak ve mübarek bir gayrettir.
Evet, müspet düşünceler, yine müspet esas ve disiplinler üzerine bina edilmeli ve bu uğurda himmetler hep âlî tutulmalıdır.
Gulyabani ve İnsan
İman ve Kur’ân’a tam hizmetin –özellikle de günümüzde– çok büyük itibar gören makam-mansıp, şöhret, para vb. dünyevî şeylere bütün bütün kapalı kalmakla olabileceği kanaatindeyim. Dünyevî hatta uhrevî beklentiler içinde bulunan insanların tam anlamıyla kendilerini bu işe veremeyecekleri muhakkaktır; isim be isim bunun pek çok örneğini vermek de mümkündür.
Evet, Arapların gulyabani, Bediüzzaman Hazretlerinin de “Sûreti me’nus, sîreti menhûs”5 dediği türden birçok şey, bugün iman ve Kur’ân hizmetine kendilerini adamış ve adayacak olan insanların önünü kesmiş durumdadır. Bunun böylece bilinmesi, bizleri onlara karşı hazırlıklı hâle getirecektir. Gulyabani, çölde ceylân, geyik vb. suretlerde zuhur edip, insanı peşinden koşturan, sonra da birden canavarlaşıp onu öldüren hayalî bir varlıktır veya canavardır. Bu açıdan makam-mansıp, şöhret, şehvet, para vb. şeylere gulyabani benzetmesini oldukça yerinde ve doğru buluyorum.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, fezâilü ashab 9, meğâzî 38; Müslim, fezâilü’s-sahabe 33, 34.
- 5 Bediüzzaman, Mesnevi-i Nuriye s.79 (Hubab).