İçeriğe geç

Kim bilir, önümüzdeki yıllarda daha neler duyacak, nelerle sevinecek, nelerle gerilecek ve hangi nimetleri düşünerek Allah karşısında iki büklüm olacağız? On sene evvel şu anda mazhar olduğumuz nimetleri tasavvur ve tahayyül edemiyorduk. Herhâlde on sene evvelki değerlendirmelerimizde şimdiki durumu görebilseydik, bugün çok daha farklı şeyler anlatacaktık. Zannediyorum bugün de, ülfet ve ünsiyetten ötürü şu muhteşem tabloyu tam mânâsıyla kavrayamıyoruz.

Evet, Rabbimizin milletimize sonsuz lütuf ve ihsanları oldu. Şimdi bunca nimet karşısında, her hâlde ihlâsın, takvanın, zühdün asgarisi ve velâyetin umumisiyle Allah’ın bu sonsuz lütuflarına mukabele etmek bizim için bir ar olsa gerek. Bize müyesser olur mu olmaz mı, bilemeyeceğim ama, Allah’tan ihlâsın azamisini istemeliyiz; hem O kadar istemeliyiz ki, O’na karşı yaptığımız işlerde başkalarının arzusunun zerresi bile gözümüzün içine girip bakışımızı bulandırmasın. O’ndan başka hiçbir hayal rüyalarımıza girmesin. Öylesine takvaya sarılmalıyız ki, değil sadece haramlardan içtinap etmek ve farzları yerine getirmek –ki bu takvanın ilk kapısıdır ve bu kapıdan içeriye giren kurtulur– şüpheli şeyleri bütünüyle bir tarafa atma hatta bazı mübahları dahi “şüpheli” mülâhazasıyla terk etme yolunda olmalıyız ki, mele-i âlânın sakinleri “İşte bunlar, onlardır.” desinler. Âlemin demesi bir şey ifade etmez ama, semada vaz’edilen muhabbet ve vüdd, yerde de hüsnükabule vesile olması açısından çok önemlidir. Öyle bir zühd ortaya koymalıyız ki, Allah’ın bu sonsuz nimetlerine karşı, O da bize vaadettiği şeyleri lütfedip is’af buyursun… İşte bu da, Allah’ın bize olan nimetlerine karşı şükrün ayrı bir buududur.

148